Jean Paul Sartre – Sartre Sartre'ı Anlatıyor

e-kitap indir
Sartre Sartre'ı Anlatıyor: Filozofun 70 Yaşındaki Otoportresi Kitap Kapağı Sartre Sartre'ı Anlatıyor: Filozofun 70 Yaşındaki Otoportresi
Jean Paul Sartre
Yapı Kredi Yayınları
79

Filozofun 70 Yaşındaki Otoportresi Michel Contat ile Söyleşi
Michel Contat: Genç aydınların sizi daha çok okumalarına, sizi hakkınızdaki yanlış fikirlerle tanımalarına hayıflanıyor musunz?... Jean-Paul Sartre: Bunun, benim açımdan hayıflanacak bir şey olduğunu söylüyorum. M.C.:Sizin açınızdan mı, onların açısından mı? J-P.S.:Doğrusunu söylemek gerekirse, onların açısından da. Amam bunun bir dönem olduğunu düşünüyorum.
Tadımlık
Önsöz
İnsanlık tarihinde, Sokrates'ten sonra ve günümüze değin, Jean- Paul Sartre kadar popüler olmuş başka bir filozof yoktur. Popülerliğin, doğallıkla kitleleri, yani felsefe jargonunda "sokaktaki adam" diye anılan sıradan insan yığınını ve de politikayı çağrıştırdığı düşünüldükte, "popüler" sıfatı olumsuz bir nitelendirme sayılabilir, bir filozof için... Sartre'ın kendisi de, bu popülerliğe, felsefesinin tam ve dosdoğru kavranmasından çok, yanlış, eksik ve yalapşap yorumlanmasıyla beslenen bir yaşama anlayışının, dünya üzerinde ve dünyaya karşı bir konumlanış etiketinin ("budalaca" diye nitelediği varoluşçu etiketi) yol açtığını gördüğü oranda, bundan rahatsız oldu. Ancak, onu çağımızın en popüler figürlerinden biri haline getiren asıl şeyin, başkaları tastamam kavramasa da, tastamam felsefesinin izdüşümü olan politik tavır alışları, yaşadığı dönemde insanoğlunun, olumlu olumsuz, bütün edimleri karşısında gösterdiği olağanüstü duyarlılık ve somut tepkileri olduğunu da, hiç şüphesiz herkesten iyi biliyordu. Sözcükler'de söylediği gibi, "Elde avuçta da, cepte de bir şey olmaksızın, çalışma ve inançla" çıktığı yolda yarattığı yapıtının, onun hem bilinçle hem de çocukluk özlemlerine uygun olarak seçtiği çift yönlü felsefe ve edebiyat olarak gelişimi, filozofu değil ama filozofun felsefesinin ileride daha da iyi anlaşılacağına inandığım felsefece önemini maskeleyegelmiştir: romanlarının, öykülerinin, tiyatro yapıtlarının, bir ölçüde de politik ve eleştirel denemelerinin alışılmadık tonunu, çarpıcılığını, yarattıkları skandal duygusunu; özgürlüğü insanın ontolojik yapısına eklemlediği ve böylece insana, Marx'ın öngöremediği bir boyutta dönüştürmeci olanaklar ve açmazlar yaratan (yani varoluşunu olanca somutluğu ve gerçekliği içinde sırtına yükleyen) felsefece yapıtının çetinliğine yeğlemek, çoğunlukla, insanların daha kolayına gelmiştir. Bu tümceleri yazan ben, kendim de bu kolaycılığı yeğleyenlerden biriyim bir bakıma. İki temel yapıtı, Varlık ve Hiçlik (?) ile Diyalektik Aklın Eleştirisi'ni, 1963'den beri bitirmeyi başaramamam, bunun kanıtıdır. Yine de bu açığı kapatabilecek iki şansa sahip oldum: Sartre'ın felsefesini, fragmanlar halinde de olsa, temel metinlerinin belli bölümleriyle yetinerek de olsa onun dilinden, Fransızcadan öğrenebilmek; ve asıl, felsefeyi, "la morale existentialiste est la plus dure de toutes les morales" ("varoluşçu ahlak, ahlakların en katısıdır") diyebilen bir katolik papazının (*) olağanüstü eğiticiliğiyle tanıyıp, sevmek... Bizim kuşağın "varoluşçulukla" tanışıp allak bullak olduğu dönem, ülkemizde, "sol"un da hızla yükselişe geçtiği, marksist literatürün, eksik-artık, kitapçı vitrinlerini lebalep doldurduğu zaman kesitiyle içiçedir. Türkiye'nin bilinen koşullarında, insanlar, en başta da gençlik, Sartre'ı okumaksızın Marx'ı seçti (tıpkı Hegel'i, Nietzsche'yi, Kant'ı okumadan, okuyamadan Marx'ı seçtiği gibi). Belki eğitildiğim lisede zihinlerimize kazınan kartezyen düşünce alışkanlıklarının etkisiyle, Sartre'dan hiç kopamadım ben... 1964 veya 1965 yıllarında, bir yaz günü; lise arkadaşım, dostum, şimdi hukuk felsefesi profesörü olan Niyazi Öktem'le, Cağaloğlu'ndaki "de" yayınlarının kapısını çalıp, Memet Fuat'ın karşısına, "Biz, L'Etre et le Néant'ı çevireceğiz, basar mısınız?" diye dikilekoduğumuzu anımsıyorum. Memet Fuat, o dingin ciddiyetiyle bize bir tek şey sormuştu; kitabın adını nasıl türkçeleştireceğimizi!.. Bu yüzden yukarıda Varlık ve Hiçlik'i anarken, yanıbaşına bir soru işareti ekledim: Varolmak'tan (exister) söz eden bir felsefe yapıtında, hem "olmak" fiilini hem de o fiildeki eylemi taşıyan şeyi ifade eden "être" sözcüğünü, "varlık" sözcüğüyle çevirmek ne ölçüde doğrudur? Bununla beraber Sartre'ın temel felsefe metinlerinin çevrilebileceğine inanmayı sürdürüyorum. Daha geçenlerde, Kant'ın, hiç de daha az çetin olmayan, Kritik der reinen Vernunft'u "İdea" yayınlarından çıkmadı mı? Biz, "Yapı Kredi Yayınları" olarak Hobbes'un Leviathan'ını yayımlamadık mı, vb? Sonuçta felsefece kavramlar, dilimizde karşılıkları yokmuş gibi görünseler de, onlarla iş gördüğümüz ölçüde bizim dilimizde de olacaklar, bütün güçlüğüne karşın onları eğip bükebildiğimiz, kullanabildiğimiz ölçüde bizim dilimizde de türeyip, üreyebileceklerdir. Elinizdeki metin, bir Sartre metni değil. Filozofun, 70 yaşında, güvendiği bir yazarla yaptığı upuzun bir söyleşi çerçevesinde giriştiği bir hayat muhasebesi. Kanımca önemi de buradan geliyor. Muhasebe, yalnızca çağımızın bu en önemli figürünü zaafları ve güçlülükleriyle, insan yönüyle ortaya koymakla kalmıyor, ama felsefece düşüncesinin ipuçlarıyla birlikte, politik angajmanlarının, temelde hep tutarlı kalmış olan evrimini de, o felsefece düşünceye koşut olarak gözler önüne seriyor.
Turhan Ilgaz

e-kitap indir

Jean-Jacques Rousseau – Yalnız Gezenin Düşleri

e-kitap indir
Yalnız Gezenin Düşleri Kitap Kapağı Yalnız Gezenin Düşleri
Jean-Jacques Rousseau
Bordo Siyah Yayınları

Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya
dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.

e-kitap indir

Edward W. Said – Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı

e-kitap indir
Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı Kitap Kapağı Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı
Edward W. Said
Ayrıntı Yayınları
128
Düşünceyle arası zaten hiçbir zaman hoş olmamış bu topraklarda, düşünceyi ve onu cisimleştiren entelektüeli “terörize ederek etkisizleş-tirmeyi amaçlayan”, doğrudan doğruya “vatan hainliği” ile damga-layacak kadar pervasızlaşan bir zihniyet iyice egemenliğini kurmuş durumda. Milliyetçi ve dinsel fanatizm kendisinden başkasına düşüncesini ifade bir yana, yaşama hakkı bile tanımıyor. Bu toprakları “sevme hakkı”nı kendi tekeline almak istiyor. Batı'nın İslam anlayışının ikiyüzlü önyargılarına karşı koymasıyla ünlendiği halde, Salman Rushdie'nin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunarak gerçek bir entelektüel tavrı sergileyen Edward Said'in bu önemli kitabının Türkiye bağlamında son derece ayrıştırıcı bir yere oturduğunu düşünüyoruz. Said, entelektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini, ge-leneği ile arasına koyduğu mesafe ile tanımlıyor. “Artık kişinin evinde, kendini evinde hissetmemesi bir ahlâk meselesidir” diyen Adorno'yu yankılayarak entelektüeli metaforik bir sürgün, bir evsizlik konumuna yerleştiriyor. Sürgün içinde yaşadığı toplumun (ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı olmayı içeren bir konum ona göre. Ama geçmişinin, dilinin, milliyetinin sunduğu ucuz kesinliklerin ötesine geçip evrensellik idealinde ısrar eden entelektüel, hep marjinal kalmayı bir yoksunluk olarak değil, bir özgürlük, bir keşif süreci olarak yaşar. Entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir. Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel. Hiçbir kahramana ve siyasi hiçbir tanrıya inanmaz.
e-kitap indir

Emil Michel Cioran – Tarih ve Ütopya

e-kitap indir
Tarih ve Ütopya Kitap Kapağı Tarih ve Ütopya
Emil Michel Cioran
Metis Yayınları
120
Cioran'a göre tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halkları çiğneyerek ilerlemesinden ibaret. Mutluluk fikrinin tarihte oynadığı rolü ele alan Cioran, ütopyaların çıkış zeminini ve gitgide insandan uzaklaşmalarını kendine has, müstehzi üslubuyla dile getiriyor.
e-kitap indir

Milton Friedman – Özgürlük ve Kapitalizm

e-kitap indir
Özgürlük ve Kapitalizm Kitap Kapağı Özgürlük ve Kapitalizm
Milton Friedman
Plato Film Yayınları

Devlet bir taraftan bireysel özgürlüklerimize bir tehdit gibi görünürken, onun vaat ettiklerinden nasıl bir fayda sağlayabiliriz? Milton Friedman bu klasikleşmiş kitabında, rekabetçi kapitalizmin, hem ekonomik özgürlük kazanma adına hem de siyasi özgürlük için gerekli bir şart olduğu biçiminde özetlenebilecek son derece etkin ekonomi felsefesinin kesin ifadelerini sunuyor. Sonuç olarak ortaya İngilizce'de yarım milyondan fazla satılmış, on sekiz farklı dile çevrilmiş ve her geçen gün önemi artmakta olan bir metin çıkmış. “Yüzyılın ekonomisti.” – Fortune “Milton Friedman dikkate değer analitik yetenekleri ve teknik hünerleri ile ülkenin önde gelen ekonomistlerinden biridir. Friedman toplum için sönmek nedir bilmeyen bir aydınlatıcı, bir bağımsız, bir cesaret sembolü, bir dahi ve hepsinden öte bir teşvik unsurudur.” Henry Hazlitt, Newsweek “Milton Friedman son on ya da on beş yıldır olması gerektiği biçimde tanınıyor – 2. Dünya Savaşı'ndan günümüze hali hazırda hayatta olan en etkili ekonomist.” Robert J. Samuelson, The Washington Post

e-kitap indir

Halil Cibran – Bütün Eserleri 2

e-kitap indir
Bütün Eserleri 2 Kitap Kapağı Bütün Eserleri 2
Halil Cibran
Kafe Kültür Yayıncılık
304

Elvis Presley ölmeden önce onu okuyordu. Herkes onu "Doğunun Nietzsche"si olarak adlandırdı. Rodin, onun "20. yüzyılın William Blakei" olduğunu ilan etti. Kitapları gençliği zehirlendiği gerekçesiyle memleketinde kilise tarafından aforoz edildi. 60 ve 70li yılların savaş karşıtı ve çiçek gençliğinin olduğu kadar duvar yazılarının da idolüydü. Başyapıtlarından biri kabul edilen "Ermiş" (The Prophet) bugün bütün dünya tarafından 20. yüzyılın en kült birkaç kitabından birisi olarak kabul edilmektedir. Kırktan fazla dile çevrilmiş olan "Ermiş" ilk yayınlandığı 1923 yılından bu yana yüzlerce milyon kopya satmıştır. Bu eser hakkında sayısız tez ve makale yayınlanmıştır.

e-kitap indir